Ermenistan

Projenin ilk sahası olan Ermenistan’da, 7-14 Haziran 2015 tarihlerinde, Gümrü ve Erivan kentlerinde toplam 30 görüşme yaptık. 11 erkek ve 19 kadın ile yapılan görüşmelerde, 18-24 yaş arası 16 kişi, 25-29 yaş arası 9 kişi ve 30-36 yaş arası 5 kişi bulunuyordu. Görüşmecilerimizin 8’i öğrenci, 6’sı STK çalışanıyken geri kalanlar ise çeşitli meslek gruplarına dağılmışlardı.

ermenistan_profil

Saha Çalışmasının Çıktıları

Görüşmeler, proje kapsamında daha detaylı ve diğer ülkelerle karşılaştırmalı bir analize tabi olacak olsa da, bu rapor içerisinde önemli gördüğümüz birkaç noktaya kısaca değinmek isteriz. Öncelikle saha çalışmasının sosyolojik bir araştırmanın ötesine geçerek iki ülke gençliği arasında diyalog kurma sürecine katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Hemen hemen tüm görüşmeciler, sadece kendilerine sorulan sorulara cevap vermekle yetinmemiş ve biz araştırmacılara kendi merak ettikleri konularda sorular yöneltmişlerdir. Görüşmecilerin pek çoğu, Türkiye’den gelen biriyle ilk defa konuşmakta olduğundan dolayı görüşlerimizi merak etmiş, hatta genel olarak Türkiye’ye ve bizim yaşadığımız çevreye dair tespitlerimizi paylaşmamızı talep etmiştir. Böylelikle görüşmeler, karşılıklı tanıma ve anlama çabasının yeşerdiği bir diyalog zeminine dönüşmüş, sınırların gerçek anlamda aşıldığı bir karşılaşma yaratmıştır.

Bu tespit ile ilişkili olan ikinci bir konu ise, yapılan araştırmanın görüşmeciler nezdinde barışma ve yüzleşme sürecinin bir parçası olarak görülmesi olarak belirlenebilir. Görüşmecilerin neredeyse hepsi, hem kendileriyle yaptığımız görüşmeyi, hem de bir bütün olarak araştırma projemizi barışma ve yüzleşme sürecinin bir parçası olarak addetmiş ve başlayan diyaloğun genişlemesini başat talepleri olarak dile getirmişlerdir. Yine bu bağlamda, Ermenistan ve Türkiye arasındaki sınırların açılmasının, iki ülkeye sağlayacağı ekonomik ve siyasi faydaların ötesinde, böyle bir diyaloğu güçlendirmesi açısından önem arz ettiği de dillendirilmiştir. Görüşmecilerin yine büyük bir bölümü sınırların açılması yönünde görüş beyan etmiş, bu görüşlerini de böylesi bir gerekçeyle açıklamışlardır.

Bir diğer önemli konu ise, Ermenistan’daki STK’lar ile kurduğumuz ilişkileri güçlendirmek adına ortak proje geliştirmek ve devam etmekte olan projelerimiz için karşılıklı destek sağlamak yönünde bir amacın ortaya çıkmasıdır. Erivan’daki Armenian Progressive Youth (APY) ve Gümrü’deki City Research Center (CRC) ile kurduğumuz ilişkiler aracılığıyla iki ülkedeki STK’lar arasında da bir iletişim ve dayanışma zemini yaratabileceğimize inanıyoruz. Bu zeminin temeli, Ermenistan’da gerçekleştirdiğimiz saha çalışmasında güçlü bir şekilde atıldı. Beş kişilik araştırma ekibimiz, söz konusu STK’ların üyeleri ile saha boyunca birlikte çalışmış, deyim yerindeyse araştırma ekibi fiilen on kişiyi bulmuştur. Her gün görüşmelere bizimle birlikte katılarak çeviri yapan arkadaşlarımız, gün sonunda da bizlerle birlikte vakit geçirmiş ve bu birliktelik aramızdaki ilişkileri perçinlemiştir. Ayrılık vakti geldiğinde bizim için Türkiye’ye dönmenin, onlar için de arkamızdan el sallamanın oldukça zor olduğunu ifade etmeliyiz.

gürmü yolu

Araştırma ekibimiz Ermenistan’daki STK çalışanlarıyla Gümrü yolunda

Ermenistan’dan İzlenimler

Araştırma ekibi olarak, Ermenistan’ı ilk defa keşfetme şansı yakaladığımızı söyleyebiliriz. Aramızdan sadece bir kişi daha önce dört ay kadar Ermenistan’da bulunmuştu; dördümüz için bu saha çalışması Ermeni gençleri kadar Ermenistan ile de tanışma süreci olarak işledi. Bu noktada seyahatimiz boyunca yaptığımız gözlemleri ve Ermenistan’a dair izlenimlerimizi de paylaşmak isteriz.

DSC_0288 DSC_0310

Öncelikle Ermenistan seyahatimizin Ermeni Soykırımının 100. yılına denk geliyor olması, soykırımın ülkedeki temsiline yönelik somut çalışmaları da bizler için görünür kıldı. 100. yılında soykırımın çeşitli yönlerine dikkat çeken afişler, özellikle Erivan’ı boydan boya sarmıştı. 1915’i 1,5 milyon Ermeni ile örtüştüren, 24 Nisan’daki Ermeni entelektüellerin sürgününü soykırım anıtıyla ifade eden, hatta 1915 ile Hrant Dink suikastı arasında ilişki kuran pek çok afiş, otobüs duraklarından billboardlara kadar şehrin her yerinde karşımıza çıktı. Özellikle bir metro istasyonunda sergilenen çeşitli afiş ve sanat çalışmaları ile bu çalışmalara eşlik eden açıklama metinleri oldukça ilginçti. Çalışmalar kabaca üç gruba ayrılıyordu: 1915’de hayatını kaybeden Ermenilerin hikâyeleri, Türkiye’nin soykırımdaki rolünü inkârı ve Ermenilerin talepleri. İstasyonda sergilenen afiş çalışmalarından biri, iki ülke arasındaki ilişkiyi bir satranç tahtasına benzeterek, Türkiye’nin hile yapmakta olduğunu ima etmekteydi. Yine pek çok afişte, Türkiye bayrağı soykırımın faillerini tanımlayan bir unsur olarak betimlenmişti.

Benzer bir tablonun, soykırım anıtını ziyaret ederken gezdiğimiz Soykırım Müzesi’nde de ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Soykırıma yönelik Ermenistan’daki resmi tarihsel söylemin müzede sergilendiğini gözlemledik. Belli noktalarda, Türkiye tezine benzer şekilde, tarihsel yorumların Ermenistan’ın resmi tezini destekleyecek şekilde kurgulandığını da belirtmemiz gerekiyor. Bu durum, ülkeler arasındaki soykırıma yönelik makro-siyasetin pençesine takılan büyük tarihsel anlatıların bugün bir barışma siyaseti ortaya koymaktan ne derece uzak olduğuna yönelik düşüncelerimizi perçinledi. Bu noktada yaptığımız görüşmeler ile bu çalışmaları birlikte düşündüğümüzde, Ermenilerin soykırım faillerinin kim ya da kimler olduğu hususunda Türkiye devleti ile Türkiye toplumu arasında bir ayrım gözettiğini ayrıca vurgulamak gerekiyor. Metro istasyonunda gördüğümüz çalışmalara paralel olarak görüşmecilerimiz de Türkiye devletinin soykırımdan sorumlu olduğunu belirtirken, bugün Türkiye’de yaşayanların geçmişte devletlerinin yaptığı bir suçun sorumluluğunu taşımadığını özellikle vurgulamışlardır. Bu bakış açısı, barışma yönünde atılacak adımların toplumlar ve daha da önemlisi insanlar arası ilişkiler düzeyinde gerçekleşebileceğini ve böyle bir sürecin devletlerarası siyasete devredilemeyecek kadar önemli olduğunu da gözler önüne seriyor.

DSC_0406

Ek olarak, Ermenistan’da Sovyet rejiminin izlerinin halen güçlü bir şekilde görülebildiğini fark ettik. Özellikle mimari anlamda görünür olan bu izler, Türkiye sınırları içerisindeki Batı Ermenistan’da görmeye alışkın olduğumuz mimari ile Sovyet mimarisinin bir sentezini teşkil ediyordu. Erivan, başmimar Aleksandr Tamanyan’ın 1924 yılında hazırladığı plan ile baştan inşa edilerek bir Sovyet kentine dönüştüğünden, örneğin şehrin merkezi olarak tarif edilen Cumhuriyet Meydanı’nda bir kilise bulunmuyordu. Fakat Gümrü’de şehir merkezi de dâhil şehrin hemen her köşesinde kiliseler gördük. Meydandaki kilise, biz yanından geçerken çan sesleriyle herkesi ayine davet edince, biz de kiliseye girerek ayine tanıklık ettik. İlgimizi çeken bir başka nokta ise, iyi giyimli, hali vakti yerinde görünen yaşlıların yoldan geçenlerden para dilemesiydi. Ermenistan’daki ekonomik durumun çok parlak olmadığını, Sovyet sonrası geçiş döneminde güç kazanan belli odakların bütün ülkenin geleceğini belirleyen sorunlu bir siyaset yürüttüğünü hem görüşmecilerimizden, hem de bize araştırmamızda eşlik eden çevirmen-rehber arkadaşlarımızdan da dinlemiştik. Yaşlı yoksulluğu ve güvencesizliği de bizler için bu durumun en somut göstergesi oldu.